7 Kasım 2016 Pazartesi

Musul Operasyonu ve Haşdü Şabi


Bugün sizlere Washington Institute web sitesinde Ağustos 2015 tarihli olarak yayınlanmış bir makalenin tercümesini sunuyorum.

Ehud Yaari tarafından kalema alınan makale, Suriye savaşından tutun Irak'ta ABD varlığının amaçlarına, 'ABD Irak'ı İran'a bıraktı' iddialarından Haşdü Şabi'nin Irak'taki varlığı ve İran bağlantısının kimleri rahatsız ettiğine kadar pekçok soruya cevap niteliğinde.

Ehud Yaari The Washington Institute ve Israil'in kanal iki televizyonun Ortadoğu yorumcularından.
Buyrun o makaleyi okuyalım:

'Tahran'ın İsrail'i çevreleyerek, kuşatma ve siyonist devleti yok etme planına bağlılığı değişmiş değil ve bu hedef İran'ın Irak, Suriye, Ürdün dahil her yerde ilerleme kat etmesini zorunlu kılmakta.
İslam Cumhuriyeti İsrail'i yıkma bağlılığını bögesel siyaset çevresinde majör kaymalar gerektiren uzun vadeli bir proje olarak sunuyor.

İsrail ile olan kararlı çatışmadaki direk rolünü büyük bir ikirciklilik/anlam bulanıklıği ile gösterirken İsrail ile yüzleşmek için, Filistinlilerin ve Lübnan Suriye direnişlerinin kapasitesini arttırma çabalarını da sürdürüyor.
Ana öncelikli hedef Batı Şeria'yı askeri operasyonlar için sert bir üs haline getirmek. İranlıların İsrail'in Batı Şeria'nın ele geçirilmesin yerleşimciler eliyle egelleme yönlendirmesinin farkında oldukları çok açık.
Aynı zamanda Hizbullah'a yaptıkları muazzam yatırıma rağmen grubun İsrail ile sonuçlandırıcı bir savaşı, özellikle Suriye'deki savaşta can verip servet harcarken üstlenemeyeceğini de farkettiler.
İran, İran'dan Suriye, Irak ve Lübnan üzerinden Akdeniz'e ulaşacak bir toprak bağlantısını öncelerken Arap dünyasındaki etkisini arttırma yolunu seçti.

Böyl bir bağlantı kurulduğunda İran sadece Suriye ve Irak direniş milislerini güçlendirmeyi değil Afganistan gibi uzaklardan gelen gönüllüleri de güçlendirecek ve İran askerleini çatışma sahalarına özellikle Golan'a tanıştıracak yolu da açmış olacak.
İranlı generallerin buraları destekemesi ve bazen güçlerini devredecekleri toplantılara katılması sebepsiz değil.
  İran-İsrail savaşını başka yöne çevirerek engellemek/bertaraf etmek isteyen ABD için öncelik, bu kara koridorunun yaratılmasını engellemek olmalıdır.

Bu, Bağdattaki hükümeti güçlendirmeyi ve burada operasyon yapan (IŞİD'e karşı) İran yönetimine yakın yerel Şii milislerin  etkisini azaltmayı gerektirir. Irak ordusunun Al Enbar'da etkin kontrol sağlamasına yardım etmek hayati önemli. Fakat son görünen durumda bu kolay olmaktan uzak.

  Esad rejimini zayıflatmak ve sonunda ayağını kaydırmak, IŞİD'in verdiği tehdide karşı Şam'ın önemini azaltmasına karşın, ABD'nin en üst önceliği olarak kalmalı.

Esad rejimi düşerse İran'ın planı suya düşer ve Suriye Hizbullah partneri olarak hizmet edemez ve İran'ın Hizbullah'a askeri teçhizat da sağladığı bir üs olamaz.
Esad güçlerinin son gerilemeleri, rejime ve İranlı sponsorlarına askeri baskıyı arttırmak için bir fırsat. Bu  açıdan isyancıları Şam'a yönlendirecek en umutlu yol rejimin karşı saldırılarını engellemeyi başarmış farklı rejim karşıtı grupların bulunduğu alan olan Güney Suriyedir.
Buradaki muhalif gruplar başketin güney eteklerine uzanmış bulunmakta.
Nasrallah'ın Mayıs'ta açıkça söylediği gibi Esad'ın ve İranlı muttefiklerinin düşmesi demek,  yabancı topraklarla kuşatılmış Lübnan'a sıkışacak olan Hizbullah'ın da düşmesi demektir.

Doğal olarak İsrail ile en uzun sınıra sahip Ürdün'e, İran ı buradaki Filistinlileri kendine bağlaması ve Doğu Ürdünlüleri etkilemesi yönündeki aktivitelerine karşı korkutacak çabalarında yardım edilmek zorunda.
Ancak Ürdün'ün istikrarı, komşu ülkeler Suriye ve Iraktaki İran hegemonyası nedeni ile kötüleşebilir. Tahran, Ürdün'ün gelecekte İsrail karşıtı bir operasyonda önemli bir sahne olacağı için, şimdiye kadar Ürdünde sempatizan toplama çabalarında dikktliydi.
Son olarak İran'ın nükleer silahlanmasını önlemek kesinlikle önemli. Burada İran devlet başkanı Rafsancaninin 14 Aralık 2001 de Kudüs gününde sözlerine bakalım:

"Eğer bir gün İslam Dünyası İsrail'in şu an sahip olduğu silahlar gibi silahlar ile donanırsa emperyalist strateji İsrailin içinde bir nukleer bombanin patlamasıyla herşey mahvolacağı için sekteye uğrayacak. Bununla birlikte bu sadece islam dünyasına zarar verecek . Böyle bir neticeye kafa yormak irrasyonel değil"
İran nükleer silah arayışını inkar ediyor. Ancak Rafsancaninin deklare ettiği şey Hamas lideri Halid Meşal'in de dahil olduğu Filistinlilerin de , İran'ın İsrail'e nükleer bombalı saldırısında sadece İsrail'in değil Filistinlilerin de öleceğinin hesaplanması gerektiği yönünde uyarısına yol açtı.

Risk ne olursa olsun nükleer bomba İran'ın bölede hegemonya iddiasını arttıracak ve İran liderlerine daha agresif ve maceracı politikalar sürdürme konusunda cesaret verecektir. Bu politikalar terörist grupların koalisyonu ile ve bir nükleer şemsiye altında binlerce füze ile ilerleycektir. Şu bilinmeli i İsrail böyle bir tehdidin yakın vemuhakkak olduğunu bilirse kendisinin sonsuz öncelikli bir askeri saldırıdan başka şansı olmadığını görecektir. Bu da geniş bir çatışmayı tırmandırır.

  O zaman eğer Washington ve müttefikleri İran-İsrail savaşından kaçınmak istiyorlarsa,  İran İsrail'in sınırlarından ve aynı zamanda nükleer silah sahibi olmaktan uzak tutulmak zorunda...
İran ve 5+1 arasındaki nükleer anlaşma İran'ı bir on yıl araya soksada İran farklı silahlanma yöntemleri geliştirebilir.

Aynı zamanda İran'ın İsrail'in etrafında bir direniş duvarını genişletmesine engel olma çabaları yönetilmeli. Bu sadece Batı Şeria da İran titreşimini ve Golan'da yeni bir cephe kurma girişimini engellmeyi değil ABD yönetiminde müttefikler ile birlikte Suriye'de bir İran zaferini ve Irak'ta İran  basknlığını önleyecek çaba kararliligini gerektirir.

IŞİD ile savaş ve İran-İsrail savaşı tehlikesi arasında direk bir bağlantı var. İlk olarak Ürdün kralı Abdullah'ın ifade ettiği gibi  'İran yönetiminde bir Şii aksı' doğması İslam Cuhuriyeti'nin İsrail'i yıkma yeminine enerji kazandırır.'

İşte Musul operasyonu dahil bölgede olanlar bunlar. Burada Suriye teslim olsa daha az kan akardı deme özgürlüğünüz var hala. Bölgede direnen İran bölgeyi bu hale getiriyor diye de düşünebilirsiniz.
Ancak ortada olan şu ki burada bir kuşatma var ve mesele şii-sünni meselesi olarak yansıtılıyor. Şiileştirme olarak yansıtılıyor. 
ABD'nin sünnileri tutması müttefiklikten ileri gelmekte.
Filistin direnişi zayıflasa Filistinliler için çözüm daha yakın olur demekte de özgürsünüz.
Yorum sizin...

14 Ekim 2016 Cuma

AVUSTRALYA'DA MÜLTECİLERE İŞKENCE ADASI

Nauru ve Manus'ta insanlık dramı...

Uluslararası Af Örgütü Avustralya’nın göçmenleri tuttuğu Nauru adasında uluslararası hukuk ve insan hakları ihlaline dair bir rapor ortaya koydu. Ülkenin mültecilerin kıyılarına ulaşmaması için geliştirdiği sistemde  sığınmacılara adeta açık hava hapishanesi olan adada işkence yapıldığı iddia ediliyor.
----
Af Örgütü araştırma direktörlerinden  Anna Neistat Avustralya’daki Nauru  adasında bulunan mülteci merkezine giren birkaç kişiden biri. Aylarca süren araştırma sonunda hazırlanan umutsuzluk adası isimli rapor için  100 kişi ile konuşuldu. Adanın açık hava hapishanesi olduğu belirtilen rapor için adaya gizlice girildiğini belirtiliyor.

Avustralya başbakanı  Malcolm Turnbull’un BM Mülteciler Zirvesi’nde Avustralya’yı örnek göstermesinin hemen ardından ortaya konulan rapor insan hakları ihlallerini önümüzdeki günlerde bir katalog ile ortaya koymayı hedefliyor.

Anna Neist Avustralya modelinin ülkelerin mültecilere ne yapmaması gerektiğini gösterecek bir model olduğunu belirterek Avustralya’nın 60 yıl önce Mülteci Kongresi’ni ortaya koyan ilk ülke olarak bugün ironik tavır sergilediğine dikkat çekti.

 “Avustralya ulusal denetleme ofisinin rakamlarına göre mültecileri ülke kıyılarından uzak tutma amaçlı kurulan Nauru ve Manus adalarındaki  tesisler için büyük paralar harcandı. Adada kalan her kişi için yıllık maliyet 573.000 dolar olarak aktarılıyor. Bu paranın büyük kısmının adada inşaat yapan firmalara harcandığı belirtilirken firmaların ise çekilme kararı aldığı iddia edildi.

Af örgütü projenin durdurularak her bir sığınmacıya Avustralya’ya girme hakkının tanınması çağrısında bulunarak adadaki mültecilerin insani koşullarının bir an bile burada kalmaya müsait olmadığının altını çizdi. Adadaki yerel yetkililer tarafından mültecilerin taciz edildiği ve bunlara yönelik adli işlem yapılmadığı da ortaya çıktı.
Bunlara rağmen mültecilerin cezalandırılarak hapsedildiği iddialar arasında. Adada resim çekenler de cezalandırılıyor. Bu gerekçe ile hapsedilen sığınmacılardan birinin 8 yaşındaki oğlu ise babasının üç aylık hapsi sürecinde tüberküloz olduğu halde merkezde tutulmaya devam edilmiş.

Mültecilerin adadan kaçmak için intihar girişiminde bulunduğu, hayatlarına son verememeleri halinde ise ceza aldıkları belirtiliyor. Af örgütü direktörü Neistat bu durumu hapishane içinde hapishane olarak aktarıyor. Sığınmacıların akıl sağlıklarının  yerinde olmadığı gözlenirken çocuklara kullanımı uygun olmayan ilaç reçete edildiği de rapora yansıyan gözlemler arasında.

 Avustralya hükümetinin mülteci sistemini işkence olarak değerlendiren örgüt, Avustralya başbakanı Malcolm Turnbull,un ‘bizim politikalarımızı insafsızca isimlendirenler olabilir ancak mültecileri getiren insan kaçakçılarını durdurmak için katı olmak zorundayız açıklaması yaptığını ve sınırlarını korumak için başlattıkları projenin işe yaradığını vurguladığını hatırlattı.
Ülke mültecilerin pozisyonun saklamak için aşırı efor sarf etse de, Avustralya’da  iltica hakkı arayanların potansiyel tehlikeleri bilmeleri gerekmekte.

12 Ekim 2016 Çarşamba

PETROL VE LİBYA'DA UZLAŞI ARAYIŞLARI


Afrika'nın kanıtlanmış en büyük petrol rezervine sahip toprakları olan Libya'da ulusaL birlik hükümeti ile general hafta arasında görüşmeler sürerken ülke petrol arzına başladı. IŞİD'e karşı mücadeleye ABD desteği ise general Haftan'ın Tripoli'deki dış destekli ulusal birlik hükümetini eleştirmesine rağmen devam ediyor. Ülkede ikiye ayrılmış yönetimin bir kutbu Rusya bir kutbu ise BM ile diyalog halinde. İŞİD ile de mücadele edilen ülkede silah ambargosunun kalkmasına Rusya itiraz etmişti.


----
Libya Ulusal Ordusu Başkomutanı General Khalife Haftar'ın, 11 Eylül'de Libya'nın üç önemli petrol alanını ele geçirerek milis lideri İbrahim jathran kontrolündeki petrol tesislerini kontrol etmesiyle Libya'da kanlı dönem başlamıştı.
İki yıl içerisinde  Raslanuf, El sidra ve Zeytunya'daki petrol sahalarını yeniden milis güçleri ele geçirerek işlemez hale getirdi ve petrol ihracından oluşan 100 milyar dolarlık gelir açığına yol açtı.
***
Üç bölgenin Haftar tarafından geri alınmasının ardından  Tobruk'taki temsilciler meclisi tarafından desteklendiği bilinen General Haftar tesisleri yeniden açtı ve birkaç yıldır rezerv edilen 1.2 milyon varil petrol İtalya ve İspanya'ya iki seferde gönderildi.
İlk sevkiyat Ras-lanuf'tan 21 Eylül'de yani Haftar'ın güçlerinin kontrolü kurmasının on gün sonrasında çıktı.
***
General Haftar petrol güvenliğine vurgu yaparak Libya ulusal petrol şirketine operasyonları durdurdu. Petrol ödemeleri ise tripolideki hükumetin kontrolünde olan Libya merkez bankasına geçiliyordu. General ve Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ulusal birlik hükumetini tanımayı reddediyor.
***
Ancak general Haftar ulusl birlik hükümetine izin vererek merkez bankasının para aktarımını kabul edince libyada geniş kesimlerce destek alır hale geldi. Haftar'ın Ülkenin istikrarının önemi adına Libya petrol sektöründe tripolideki hükumetle çalışarak sofistike ve uzun bir oyun oynadığı düşünülüyor. Aksi halde kanlı iç savaş sürmeye devam edecekti.

General Haftar, Libya'nın ulusal bağımsızlığı için  BM empozeli Tripoli ulusal birlik hükumetini eleştirmeye devam ederken 4 maddeli bir anlaşmaya kililtlenildi. Bu anlaşmanın tarafları ise ulusal birlik hükumeti, General Haftar ve ulusal petrol şirketi olarak görülüyor.

İlk petrol sevkiyatı çıkmasının ardından Libya ulusal petrol şirketi 224 milyon dolarlık ödeme alındığını açıkladı. Bu ödeme Ras-lanuf ve diğer iki tesisteki acil onarımlar için yapıldı. 224 milyonluk iki ayrı ödeme daha bekleniyor.
Tripoli'deki hükumetçe desteklendiği bilinen Misurata milisleri  ise IŞİD'in son kalıntılarını Sirte'den çıkarmak üzere...
***
ABD başkanı Barack Obama  ulusal birlik hükumeti lideri Feyaz El Sarraj’ın talebi ile IŞİD karşıtı ABD desteğini üç ay daha uzatmayı onayladı.  ABD Misurata milislerine hava desteği sağlıyor.  Ve sahada da istihbarat desteği sağlayan küçük birlik var.

1-2 Ekim tarihlerinde Sirte'de  ABD IŞİD'e karşı 20 hava saldırısı gerçekleştirdi. Libya kıyılarında ABD savaş gemileri de sahilinden destek veriyor. Petrol rafinerileri ve boru hatlarına IŞİD tehdidi azaltılmaya çalışılıyor. 2017'ye kadar Libya'da petrol üretiminin günlük 1 milyon varile çıkarılması hedeflenmekte. Şu an ise günlük 450 bin varil üretilmekte.
***
General Haftar'ın hareket planı başbakan El Sarrac'ın yeni bir hükumeti resmetmesi için de bir son tarih gibi görülüyor. Eylül 27'de El Sarraj  General Haftar'ı kabinede en yakın adamı olarak atayacağını duyurdu. El Sarrac eylül sonu Paris'te Fransız Haber Ajansı'na verdiği demeçte ise  diyalog ve işbirliğinden başka yolumuz yok şeklinde konuştu.

Libya'da yayılan terörizm karşısında birleşme vurgusu yapan Serraj, Fransa cumhurbaşkanı Hollande ve savunma bakanı Le drian ile görüşmesinde Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır aracılığında görüşmelere başlayabileceklerini söyledi.
***
8 eylülde obama yönetiminin Libya özel elçisi jonathan Winer, General Haftar'ın temsilcileri ve ulusal birlik hükümeti ile petrol ihracatınını yenileme ve tarafları bir ulusal birlik hükumetinde buluşturma hedefi ile bir toplantı gerçekleştirmişti.

Eylül sonunda Haftar'ın üst düzey generallerinden biri olan Abdel Badri ise Moskova'ya giderek Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Putin'in Ortadoğu işleri özel elçisi ile görüşmüştü. General Haftar Haziran'da ise şahsen Moskova'yı ziyaret etmişti. BM'de Libya'ya silah ambargosunun kaldırılmasına Rusya itirazı gündemdeydi. Bu görüşmede silahların Libya ulusal ordusunun eline teslimi konuşuldu.

Uzmanlar son olarak General Khalife Khaftar'ın ülkedeki pozisyonunu ve Libya'nın güvenliğini sağlamada uluslararası muhatap alınma gücünü arttırdığı görüşünde.

10 Ekim 2016 Pazartesi

TOHUM GÜVENLİĞİ VE AFRİKA'YA YARDIM KANDIRMACASI İDDİALARI

AFRİKA’DA TOHUM FIRSATÇILIĞI
HİBRİD TOHUMLAR İLE ÇİFTÇİ BORÇLANDIRILIYOR
GLOBAL ADALET ŞİMDİ ADLI ORGANİZASYONUN BAŞINDAKİ İSİM NİCK DEARDEN, İNGİLTERE'DE TOPLANAN YARDIM PARALARININ BÜYÜK ŞİRKETLERİN LEHİNE AFRİKA'DA YATIRIMA ÇEVRİLDİĞİNE DAİR SKANDAL BİR TARTIŞMA BAŞLATTI. 

ARAZİLERİN ADİL DAĞITIMI  VE AFRİKA'DA KÜÇÜK ÖLÇEKLİ ÇİFTÇİLERİ DESTEKLEME ŞEKLİNDE İLERLEYEREK  KULLANILMASI GEREKEN  FON ASLINDA KENDİ İNSANINI BESLEMEYE MÜSAİT POTANSİYELE SAHİP AFRİKA'NIN GIDA GÜVENLİĞİ İÇİN HAYATİ ÖNEM ARZ EDİYORDU.

AFRİKA KENDİ İNSANINI BESLEYEBİLECEK YETERLİLİĞE SAHİP OLDUĞU HALDE  KITANIN GIDA GÜVENLİĞİ İÇİN AKTARILACAK PARA İNGİLTERE HÜKÜMETİNİN YANLIŞ POLİTİKALARI İLE DÜNYANIN ELİT SINIFININ LÜKS YİYECEK VE LEZZETLERİ LEHİNE PROJEYE DÖNÜŞEREK KULLANILDI.

NEOLİBERAL POLİTİKA DAYATMALARI VE AFRİKA
DEV FİRMALAR ZİRAATİ HEDEF ALDI
SÖMÜRGECİLİK DÜZENİNİN FARKLI FORMATLARDA SÜRDÜĞÜ GÜNÜMÜZDE BİRİNCİ DÜNYA OLARAK BİLİNEN AFRİKA TOPRAKLARININ DOĞAL KAYNAKLARININ GÜCÜNÜN ÜÇÜNCÜ DÜNYAYA TRANSFERİ GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİ ÇARESİZLİK İÇERİSİND EBIRAKIRKEN, BU ÜLKELERE GELİŞMELERİ İÇİN NEO LİBERAL POLİTİKALAR İHTİYAÇ OLARAK SUNULMAKTA.

AFRİKA’YA YARDIM HİLESİ
GATES VAKFI DAVETİ VE TOHUM PAZARLAMA STRATEJİLERİ
23 MARTTA ABD'NİN EN BÜYÜK ZENGİNİ BİLL GATES TARAFINDAN KURULAN BİLL AND MELİNDA GATES VAKFININ VE ABD ULUSLARARASI KALKINMA AJANSININ DÜZENLEDİĞİ TOPLANTI BAĞIŞÇILARA ÖZEL DAVET YÖNTEMİ İLE GERÇEKLEŞTİ. BURADA BÜYÜK ŞİRKETLER ÖZEL PATENTLİ TOHUMLARI AFRİKA'YA SOKMALARININ NASIL SOKACAKLARI TARTIŞILDIĞI BELİRTİLİYOR.

BİOÇEŞİTLİLİK VE İKLİM UYGUNLUĞUNA GÖRE TOPRAĞA UYGUN YETİŞTİRME GİBİ FAKTÖRLERİN ÖNEMLİ OLDU TOHUMCULUK ALANINDA KARLILIK KÜÇÜK ÜRETİCİYİ VE TOHUM GÜVENLİĞİNİ SARSACAK BİR KONU OLARAK DEĞERLENDİRİLMEKTE. HİBRİD TOHUMLAR KULLANILDIĞINDA, İLK TURDA VERİMLİLİK YÜKSEK OLURKEN İKİNCİ TURDA DÜŞMEKTE VE ÇİFTÇİ HYRBRİD TOHUM SATANA BAĞIMLI HALE GELMEKTE. BÖYLELİKLE ÇİFTÇİ BORÇLANMIŞ OLDUĞU GİBİ ÇEVRE DENGESİ DE BOZULUYOR.

 YARDIM ADI ALINDA KAPİTALİST PLANLAR:
  AFRİKA’YA TİCARİ TOHUM DAYATMASI
LONDRA TOPLANTISINDA TİCARİ  TOHUM SEKTÖRÜNDE KENDİ ORJİNAL ÇEKİRDEKLERİNİ KULLANAN ÇİFTÇİLERİN HÜKÜMETLER ARACILIĞI İLE TİCARİ TOHUM ALMAYA İKNA EDİLMESİ GÜNDEM MADDELERİNDEN OLDU. BU KONUDA AFRİKA HÜKÜMETLERİNE DÜZENLEMELER İLE TOHUM PİYASASININ GLOBAL ŞİRKETLERE AÇILMASI İÇİN BASKLILAR YAPILMAKTA.
DÜNYA BANKASI VE BÜYÜK ŞİRKETLERİN YER ALDIĞI TOPLANTIDA ÇİFTÇİLER TEMSİLEN HİÇKİMSE DAVETLİ DEĞİLDİ. KENDİ ALANLARINDA BİNYILLARDIR BİLİM ADAMI GİBİ ÇALIŞARAK GİRİŞİMCİLİĞİ SÜRDÜREN ÇİFTÇİLER BATININ AFRİKA ZİRAATİNİ TİCARİ FIRSAT OLARAK GÖRMESİNE İTİRAZ EDECEK GÜCE SAHİP DEĞİL. İŞİN KÖTÜSÜ BU PROJELER YARDIM VE BAĞIŞ ADI ALTINDA MİLYONLARIN AÇLIK SINIRINDA YAŞADIĞI AFRİKAYI BESLEMEK ŞEKLİNDE TANITILIYOR. GLOBAL HEGEMONYANIN KİLİT UNSURU OLARAK ZİRAAT KULLANILIYOR VE DIŞ POLİTİKA ENSTRÜMANI VAZİFESİ GÖRÜYOR.

PHİL BEREANO: ZİRAATİ SAVUNMANIN TAM ZAMANI
MONSANTO, DÜNYA BANKASI, GATES VAKFI  İLE ORTAK ÇALIŞIYOR...
WASHINGTON ÜNİVERSİTESİ GIDA GÜVENLİĞİ AKTİVİSTİ, GATES VAKFINI MONSANTO GİBİ SÖZDE SÜRDÜRÜLEBİLİR ZİRAAT POLİTİKALARI İDDİASINDA OLAN SEKTÖRÜN DEVLERİ VE ABD HÜKÜMETİ İLE ÇALIŞARAK, AFRİKA'NIN GENETİK ZENGİNLİKLERİNDEN HAKSIZ KAZANÇ ELDE ETMEKLE SUÇLUYOR. VE AFRİKALI ZİRAATÇİLERİN BAĞIMSIZLIĞINI SAVUNMANIN ZAMANI OLDUĞUNUN ALTINI ÇİZİYOR.
BÜTÜN KARI BÜYÜK ŞİRKETLERE GEÇİREREK ÇİFTÇİYİ BORÇLANDIRAN BU ŞİRKETLERİN NİYETİ NON-PROFİT YANİ KAR AMACI GİDİLMEYEN ORGANİZASYONLAR ARKASINDA İYİLİK İLE MASKELENEREK GİZLENİYOR.

DÜNYANIN GIDA GÜVENLİĞİ VE LONDRA TOPLANTISI
DENGELİ YEREL GIDA ÜRETİMİ VE ABD STRATEJİLERİ
DENGELİ YEREL GIDA ÜRETİMİNİ BALTALAYAN BU PATENTLİ TOHUMLAR İNSAN CANLILIĞININ KORUNMASI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR TARIM POLİTİKALARI AÇISINDAN BÜYÜK RİSK. FAKİRE YARDIMIN DA BURADA MOTTO OLARAK BELİRMESİ DAHA DA KORKUNÇ BİR STRATEJİ.
GATES VAKFININ MONSTANTO İSİMLİ DEV ŞİRKET HİSSELERİNDE ÖNEMLİ ÖLÇÜDE PAYI VAR. ABD DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI VE GATES VAKFININ ABD YARDIM VE KALKINMA AJANSI İLE BİRLİKTE AFRİKALI ÇİFTÇİLERİ ZORLAMA GÜCÜNE DÖNÜŞÜYOR.
ÖZELLİKLE VERGİ ÖDEYEN HALKLAR SAYESİNDE BÜYÜYEN VE DÜNYA BANKASININ GÜVENİLİRLİĞİ ALTINDA TİCARİ HAREKET EDEN ŞİRKETLERE MEYDANI BIRAKAN BATI YÖNETİMLERİ, BU ÜLKELERİ BORÇLANDIRIRKEN  GLOBALLEŞMENİN NE OLDUĞU KONUSUNDA BİR KEZ DAHA DÜŞÜNMEYE SEVK EDİYOR. ÇİFTÇİLER İSE ÜRETİCİ OLMAKTAN PASİF BİR TÜKETİCİYE DÖNÜŞÜYORLAR.
AFRİKA'NIN GELECEĞİ BÖYLECE BİR KAZ DAHA LONDRA'DAKİ ZENGİNLER TARAFINDAN BELİRLENMİŞ OLUYOR.

29 Temmuz 2016 Cuma

INDEPENDENT'IN DARBE MANŞETİNDE SURİYE BENZETMESİ....



İngiltere'nin The Independent gazetesi cumartesi günü Türkiye'de darbe manşeti ile çıkıyor. Analizde ise Patrick Cockburn imzası var. 
Manşete çekilen ifade ise 'Beş yıl önce Suriye Türkiye'ye benzeyebilirdi, şimdi ise Türkiye Ortadoğu ülkelerine benzedi' olmuş...
Dış basında istihbarata yakın analistlerin darbenin amacının iç savaş olduğunu vurgulayan, şehit sayısı daha 160 iken 'bu kırılganlıktan sonra kesin iç savaş yaşanır' diye el ovuşturanların makaleleri yayınlanmıştı.
Patric Cockburn'ün en önemli saptaması darbenin on yıllardır çalışılmış bir ekibin işi olduğu ve sadece küçük bir klik denilemeyeceği şeklinde.
Cockburn, TSK'nın temizlik faaliyetinin IŞİD ile mücadelede aksamalara yol açabileceği endişesini bir diğer başlık olarak vurguluyor.
İşte detaylar....

TÜRKİYE'DE UZUN YILLARDIR DEVLETİN OMURGASINI OLUŞTURAN SİLAHLI KUVVETLER BÜYÜK BİR TELAŞ İÇİNDE İFADESİNİ KULLANAN COCKBURN 'GENERALLERİN YÜZDE 40'I İÇERİDE, BEŞ YIL ÖNCE TÜRKİYE BÖLGEDE EN İSTİKRARLI ÜLKEYDİ VE ORTADOĞU'DA ÇEVRE ÜLKELERE MODEL OLDUĞU TARTIŞILIYORDU. FAKAT IRAK VE SURİYE TÜRKİYE'YE BENZEYECEĞİNE TÜRKİYE ETNİK MEZHEPSEL VE SİYASİ OLARAK BU ÜLKELERE BENZEMEYE YAKLAŞTI' DEĞERLENDİRMESİNDE BULUNDU.

COCKBURN'ÜN 'ERDOĞAN'IN KİŞİSEL OTORİTESİ VE CESARETİ DARBENİN SAVUŞTURULMASI VE DARBECİLERİN KALINTILARININ TEMİZLENMESİNDE ÖNEM ARZEDİYOR. YİNE DE SON OLAY İLE 80 MİLYONLUK NÜFUS VE 600 BİN KİŞİLK ORDU SAHİBİ TÜRKİYE'NİN DAHA ZAYIF VE İSTİKRARSIZ OLDUĞUNU SÖYLYEBİLİRİZ' YORUMU İLE İÇ SAVAŞ RESMETMİŞ OLDU.
YAKINDA LİDERLERDEN HANGİLERİNİN SADIK HANGİLERİNİN OLMADIĞI DA ORTAY AÇIKACAK BU OLURKEN TÜRKİYE PEKÇOK CEPHEDE BASKILARLA İLE KARŞIKARŞIYA DİYEN COCKBURN, GÜNEYDOĞUDAKİ KÜRT TERÖRİSTLERİN VE IŞİD İN TERÖR EYLEMLERİNE DİKKAT ÇEKTİ.
COCKBURN TÜRKİYE’NİN DARBE SONRASI SURİYEDEKİ VARLIĞINA DAİR DE GÖRÜŞLERİNİ PAYLAŞTI.

COCKBURN: TÜRKİYE`NİN İSTİKRARSIZLAŞMASI IŞİD`E YARAR

,CEMAAT EL NUSRA VE AL KAİDE TİPİ ÖRGÜTLER DARBE SONRASI TÜRKİYEDE DARBENİN ARKASINDA ABD OLDUĞUNU DÜŞÜNEN CEPHEDE GELİŞEN ANTİ AMERİKAN HAVADAN FAYDALANABİLİRLER' DİYEN COCKBURN 358 GENERALDEN 149 UNUN İÇERİDE OLDUĞUNU, AMİRALLEİRN TUTUKLANDIĞINI VEYA ATILDIĞINI, HAVA KUVVETLERİ İLE GÜNEYDOĞU OPERASYONLARINI YÖNETEN KOMUTANLARIN DA İÇERİDE OLDUĞUNU VURGULADI.

DARBE KÜÇÜK BİR KLİĞİN İŞİ DEĞİL...
COCKBURN: TÜRK HALKI İŞİN CİDDİYETİNİN FARKINDA
TÜRK HALKININ OLAYLARIN CİDDİYETİNİ VE NE OLDUĞUNU GAYET İYİ ANLADIĞINI YAZAN COCKBURN, DARBENİN SADECE TATMİNSİZ KÜÇÜK BİR KLİĞİN İŞİ OLMADIĞI, BAŞARILI OLABİLECEK ONYILLARDIR SÜREN BİR HAZIRLIĞIN ÜRÜNÜ OLDUĞU SAPTAMASINDA BULUNUYOR.
DARBE İSTİHBARATININ DARBE DESTEKÇİLERİ TARAFINDAN ÖRTBAS EDİLİDĞİNE DE  DEĞİNİLEN MAKALE, ERDOĞAN’IN DÖRT SAAT İSTİHBARATIN BAŞINA ULAŞAMADIĞI BİLGİSİNİN PAYLAŞILDIĞINI VE ERDOĞANA YÖNELİK YAKALANMA VE ÖLÜM TALİMATINI DA HATIRLATIYOR.

COCKBURN: DARBENİN BEYNİ GÜLENCİLER DEĞİL!
`GÜLEN, İNKARINA RAĞMEN EN BÜYÜK ŞÜPHELİ`

'İNKAR ETMESİNE RAĞMEN DARBENİN ARDINDA GÜLEN'İN OLDUĞUNDAN ÇOK AZ ŞÜPHE VAR' DENİLEN MAKALEDE GÜLENCİLERİN, YARGI, KAMU HİZMETLERİ ALANINDA DA FAZLACA OLDUĞUNA DİKKAT ÇEKİLİYOR VE DARBE AMERİKAN FİLMLERİNE BENZETİLİYOR. DARBENİN BEYNİ GÜLEN OLAMAZ DİYEN ANALİST, BU NOKTADA MALUMU İLANA İSE GEREK DUYMUYOR.