Kayıtlar

GHADA AL TAWİL'İN BAŞÖRTÜ MÜCADELESİ

Resim
Yıllarca saçı açık yaşamış bir Müslüman TV sunucusu olarak, örtünmeye karar verdiğinde Mısır'ın baskıcı yasaları yüzüne çarptı. O güne kadar  Alexandria's Channel 5' te  profesyonel olarak yaptığı sunuculuk işini sürdüremedi. Kanal devlet kanalıydı.  2002'den itibaren 6 yıl hukuki mücadele verdi ve mücadelesini kısmen kazandı. Yani başörtüsü ile ekranda olma hakkı kendisine verildi. Ama işi bıraktırılmadan önce 12 sene performans gösterdiği İngilizce haber okuma pozisyonunu ilk etapta alamadı. İngilizce bülten sunuculuğu yerine Arapça yayınlanan ve kadınlara hitap eden sosyal içerikli programlar verildi kendisine. Bunları kabul etti. Ancak daha sonra eski pozisyonunda da izledim onu. 2011 Eylül ayı gibi sunduğu Alexandria Channel'ın İngilizce bülteninde, Mısır'da göstericilerin ölümünden sorumlu tutulan eski yöneticilerin yargı süreçlerine dair haberi aktarıyordu. Aynı kadın, aynı duruş; o anda  ne hangi haberi sunduğu, hukuki mücadelesi, ne kaza...

ZAFER MUTLU VE TÜYLERİMİZ

7 ŞUBAT 2012 Zafer Mutlu, ''tüylerini diken diken eden'' bir şiir yayınlamış köşesinde. Şairi belli değilmiş... Benim tepkim ise farklı oldu şiire. Midem bulandı. İnsanların umreye gitmesini aşağılayan şair, tek tipleştirmeye dikkat çekerken kendisi de aynı arzuyu iliklerinde hissetmiş, belli. Başbakanı konu ediyor çaktırmadan... Milli bayramlarda yüzü coşkuyla gülmüyor diye suçluyor. Ulusal benliği silmek ile itham ediyor. Ulusalcılar, dindarları o kadar dışladılar ki milli bayramlarda gülmeye çekinir hale geldi millet ... Biraz da buralara baksanız... Biraz da aynayı kendinize tutsanız, biz nerde hata yaptık deseniz... O zaman bugün yapılan bir yanlış varsa hesabını sormaya hakkınız olur. Ama siz o soruyu sorduğunuzda '' keşke daha çok baskı yapsaydık da bu adam bugün orada olamasaydı, keşke halkın seçimine şöyle bir müdahale ettirseydik'' dersiniz eminim. Dini benliği silmeye kalktığınızı ve bunun hata olduğunu, dinin, sadec...

DIE ZEIT'TEN YAZI SİPARİŞİ

5 ŞUBAT 2012 Alman Die Zeit gazetesi 24 Kasım 2011 tarihinde Fehim Taştekin'e Suriye konusunda yazı yazmasını teklif etmiş. '' Esad Rejimi'nin haksızlığına karşı bir haykırış yazısı yazabileceğini '' belirtmişler. Aynı zamanda Türk hükümetin e harekete geçin mesajı verebileceğini söylemişler. Taştekin, kendilerine '' duruşunun farklı olduğu' ' cevabını vermiş. Taştekin'in ifadesi ile bu cevap karşısında ''çarkederek'' ''size içerik dayatmıyoruz'' demişler. Taştekin bunun üzerine yazısını yazıp yollamış. Die Zeit uyanık. Taştekin'e bu sefer de, yazısında ' 'Diplomasi olarak öne sürdüğü çözüm önerilerini açmasını'' rica etmişler. Taştekin laf olsun kabilinden yazı yazmadığı için, mevzuyu açmakta elbette zorluk çekmemiş. Türkiye'nin, topraklarında liderlerini barındırdığı muhalifleri dizginleyebileceğini, hatta Esad'ın tüm dostlarını toplayarak Şam'a çıkartma yapabi...

AMERİKA'YA HAYRAN OLAN YAZAR HAKLI MI?

Bence haklı. Yazdığı konuda bazı şeyleri Amerika'ya ilk kez giden ergenlik çağının sonlarındaki genç gözü ile görmüş gibi olsada. Ya da Sofi'nin dünyasında anlatılan, tavşanın dibindeki pirenin, tüylerin üstüne çıkıp dünyaya hayran hayaran bakışı gibi gelsede kulağa yazdıkları... Middle East Studies Association of North America üyesi bir yazar için bu durumu böyle basit ifade etmek de ayrı bir yetenek. Yazarın temel çıkarımı bilgiye ve yaratıcılığa en çok değer biçen ülke Amerika . Birde seçkincilik artık sermayeye değil bilgiye sahip olmakla ilgili bir durum.  Ben konuya Türkiye'de bilgiye ve yaratıcılığa verilen değer açısından yaklaşarak bir okuma yapmanızı öneriyorum. Sabah yazarı Hasan Bülent Kahraman bu yazıdan sonra ABD Büyükelçilğince ödüllendirilir mi bilinmez, kendisini yaftalanmayı göze alıp görüşlerini yazmaya cesaret ettiği için kutlayarak sizleri yazı ile başbaşa bırakıyor, yorumlarınızı bekliyorum... ------------------ ÇOK BİLGİ ÇOK AMERİKA...

HÜRRİYET'TEN RAHMİ TURAN'IN ''İSKİLİP'Lİ ATIF'' YAZISINA CEVAP...

Resim
Yeni Şafak gazetesinden Abdullah Muradoğlu , Hürriyet'ten Rahmi Turan'ın, yazısında, Atıf Hoca sanki Yunan uçaklarının İstanbul hükümeti işbirliği ile, Mustafa Kemal aleyhine halka bildiri atılmasına, Kürt teali Cemiyeti adına destek verdiği çarpıtmasına tepki gösteriyor.Ve tarihi gerçekleri hatırlatıyor. Bu çarpıtma belki kasıtlı değildi ama okurların yanlış bilgilenmesi ve bazı kişiler hakkında yanlış zanları, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor. Çoğunluk bilmiyor, duyduğundan veya zannettiğinden emin oluyor. Bu nedenle Muradoğlu'nun yazısı okunmalı diyor ve sözü onun yazısına bırakıyorum. Atıf Hoca'yı neden astılar? "Hürriyet" yazarı Rahmi Turan, 1926'da idam edilen İskilipli Atıf Hoca'ya değindiği yazısında resmin bütününü göstermek yerine sadece bir parçasını tercih etmiş. "Teal-i-İslâm Cemiyeti" adına bastırılan bir bildirinin Yunan uçakları tarafından Anadolu'ya atıldığını, bildiride Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının...

BİRLİKTE Mİ AYRI MI? NO 2

Dün yazdığım yazıdan sonra olaylara Ak Parti cephesinden bakmamı anlayamadıklarını belirten okur mesajları aldım. Ben o cepheden bakanları ele almıştım. Yönetimin, iktidarın sorumluluk alanında olan bir konuda, elbette o açıyı görmek, analiz etmek gerekir. Sorun elbette Milli Mücadele dönemine inilerek de incelenebilir, 20 yıl öncesine dönülerek PKK Kontrgerilla ilişkisine inilerek de. Konuya yaklaşırken, Ordu'nun ihmali veya iktidarın başarısı aralığında yorumlamak yerine, dış dinamikleri ve bugüne kadar devletin oluşturduğu politikanın güdüklüğü ile o dinamiklerin nasıl dibimize dinamit yerleştirdiğini bilmek lazım. Bunlara bakarken elbette Asker'in rejim tehdidi olarak algıladıklarını da sorgulayacağız. Gazetecinin işi bu.  Dün yazdığım gibi namaz kılan subayları tehdit olarak algılayan rejim, neden Kürt sorununun terör boyutuna dönüşmesine dair daha ciddi stratejiler üretemedi? Kontrgerilla bugünlere gelinmesinde ne derece pay sahibi? Askerlerin ülkücü gençleri vatan...

SAVAŞ MI TERÖR MÜ BULMACASI VE ANAYASA NO 1

Bunca yıldır bu kadar şehit...  ' 'Çeksin gitsinler '' diyenlere bir sorum var: Başbakan bunca yıldır bu kadar şehit işini halletmiş olsaydı da yine çekip gitmesine dair bir arzu olmayacak mıydı içinizde? Bu sorunu çözmüş olsaydı oy verecek miydiniz Ak Parti'ye? Evet ben seçmenim ve benim içimde de aynı sitem var. Her gördüğümüz yerde gurur duyduğum Başbakanı sahiplenirdim eskiden terör olaylarında. Çözüm sürecini uygulayacak kadar muktedir olamayışını anlardım Türk Siyasi tarihi ve sistem muhafızları dengeleri açısından bakarak. Ve bu şekilde yıpranacak olmasına üzülürdüm. Belki Hakkari'de kaybettiğimiz askerlerin ardından da aynı hisler gidip geliyor içimde. Ama bu son şansıdır Ak Parti'nin.  Belki de Abdullah Gül bunu gördü ve o açılım sürecini  ''iyi şeyler olacak'' diye muştulayan Cumhurbaşkanı, bugün başka türlü konuştu. Şimdi yukarıda bahsettiğim gurur, yerini heyacansızlığa bırakmak üzere. Oysa ümidi olanın deviremeyeceği dağ...